11/9/2007 - Her Yıkımda Kardelen Olmalı
Odamdayım… Ve odanın tam ortasında, mum ışığının tam kıyısında kollarımı açmış kelebek simleri altında dans ediyorum. Gözlerim kapalı… Dudaklarım tebessüm etmekte. Yüreğimse buruk, garip bir sızının sol yanıma çöreklenişine tanık.
Duvarlara çarpan müzik susuyor, gece üstüme yığılıyor; bütün yıldızlar saplanıyor vücuduma. Usul usul düşüyorum dizlerim üstüne. Ellerime dökülen gözyaşlarımı asıyorum yıldızların yerine; kararmış gökyüzüne uzanıp. Hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum kayıplarıma. Ağlayamıyorum!
Odanın her yerine kır çiçekleri serpiyorum. Kelebekleri uçuruyorum başımın üstünde. Hatta birini burnumun ucuna konduruyorum; olmuyor… Papatyalar yakışmıyor bana; sevmiyor beni.
Yitirdiklerim kazançlarımın üstüne bir sis perdesi gibi inip görünmez kılıyor. Kum taneleri kadar ufak olup avuçlarımda kalan umutlarımı yok sayıyor. Başarılarımı sahilin şeklini bozan hırçın bir dalga gibi bozuyor. Ve ben sadece gözyaşı döküyorum. Her damla yaşta ruhumun yanaklarımdan sızdığını hissediyorum. Anlamsızca acıyor içim. Acıdıkça kanıyor…

Ve gecenin içinden parlak tanımlayamadığım renklere batmış aydınlık kanatlı bir at çıkageliyor. Her şaha kalkışında gökyüzünde an’lar beliriyor. Mutlu ben, yenik ben… Hırçın, mazbut, sert, hırslı, yorgun ben. Yalnız ben… Sevdikleriyle ben. Her karede ayakları altında bir kardelen başkaldırıyor; hırsla. Bana dokunarak, gözyaşlarımı silerek. Başkaldırıyor bir kardelen; yüzüme bir tebessüm kondurarak. İçimi soğutan karları delerek dağıtıyor karanlıkları.
Ve ben dizlerim üzerinde doğrularak gülümsüyorum her düşüşe… Ve ben güzelleşiyorum her kardelen oluşumda…

|